Kanserde bir yandan geleceğe ilişkin belirsizlik yaşanırken, öte yandan hastalığın ölümü yakınlaştırdığı ve belirginleştirdiği düşüncesi oluşuyor. Her iki durum da hastanın duygulanımını olumsuz etkiliyor, kaygı ve korku düzeyini artırıyor. Kanserli hastalarda en sık depresyon gelişiyor.
Bu hastalığın sıklığı için yüzde 4.5 - 58 gibi çok geniş bir aralık içinde değişen oranlar bildiriliyor. Kaygı bozuklukları, hastalığa eşlik eden uyum bozuklukları da depresyondan sonra en sık saptanan ruhsal bozuklukları oluşturuyor. Hastalığın ağır seyretmesi, hastanın günlük aktivitelerinin kısıtlanması ve ağrının olması depresyon gelişimini hızlandırıyor. Kadınlarda, daha önce depresyon geçirenlerde, kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların da katkısıyla depresyon daha sık görülüyor. Gerek hasta gerek aile, gerekse tıbbi ekip çoğu kez depresyon belirtilerini “normal”, duruma uygun buluyor ve bu nedenle yardım istemiyor.
Yine depresyon belirtilerinin hastalık veya ilaçların yan etkileriyle ilgili olup olmadığı hasta ve aileler tarafından ayırt edilmeyebiliyor. Uykusuzluk, iştahsızlık, halsizlik gibi bedensel belirtiler hastalığın, tedavinin yan etkileriyle karıştırılabiliyor. Ancak burada en temel belirtiyi, ilgi, istek kaybı ve depresif duygu durumu oluşturuyor. Kanserde ortaya çıkan önemli bir ruhsal rahatsızlık da kaygı bozuklukları. Yaşamı üzerindeki kontrolü kaybedeceğine, sevdiklerinden ayrılacağına, ağrı, acı çekerek öleceğine ve geleceğine yönelik korkular yoğunluk kazanıyor.