Sal
2
Eki
admin

Giriş

Non-Hodgkin lenfoma, lenfatik sistemin beyaz kan hücreleri veya lenfositler olarak bilinen hücrelerini etkileyen bir hastalıktır. Non-Hodgkin lenfomada lenfositler kanserli hücreler şeklinde davranmaya başlar ve kontrolsüz şekilde büyüyüp çoğalırlar . Bu nedenle, non-Hodgkin lenfoma, sıklıkla bir kanser olarak tanımlanır.

Söz konusu anormal lenfositler sıklıkla lenf düğümlerinde toplanırlar ve bunun sonucunda bu düğümlerde şişlik meydana gelir. Lenfositler vücutta dolaştığından, lenfomalar –vücudun lenf düğümleri dışındaki diğer kısımlarında da meydana gelebilirler.

Otuzdan fazla non-Hodgkin lenfoma tipi bulunmaktadır ve her hastanın seyri farklıdır. Tüm non-Hodgkin lenfoma tipleri için tedavi olasılığı mevcuttur ve pek çok hasta tedaviye yanıt verir.

Hastalığın tedavisinde hedeflenen, hastalığın ortadan kaldırılmasıdır. Bu “kür” olarak tanımlanmaktadır. Kür sağlanamayan hastalarda, sıklıkla remisyon sağlanabilir. “Remisyon” başarılı bir tedavi sonrasında hastalıksız geçirilen ve belirtilerin ortadan kalktığı, ancak hastalığın tekrarlama olasılığının bulunduğu bir dönemdir. Kür veya remisyonun mümkün olmadığı hastalarda bile belirtiler hafifletilebilir. Sonuç olarak, non-Hodgkin lenfoma için tedavi gören kişiler yıllarca normal veya normale yakın bir yaşam sürebilirler.
Non-Hodgkin lenfoma nedir?
Kimler Non-Hodgkin lenfomaya yakalanır?
Non-Hodgkin lenfomanın belirtileri ve tanısı
Non-Hodgkin lenfoma

Non-Hodgkin lenfoma, başlıca iki lenfoma cinsinden biridir. Non-Hodgkin lenfomadaki hücreler Hodgkin lenfomadakinden farklı gözükür ve farklı şekilde davranırlar.

Bir hastada hangi tip non-Hodgkin lenfomanın bulunduğunu, ne kadar hızlı geliştiğini, vücutta nerede bulunduğunu ve yayılımını bilmek önemlidir. Bunu değerlendirmek amacıyla, hastalık şu şekilde alt gruplara ayrılır:
Derecelendirme – bu, hekimlere non-Hodgkin lenfomanın indolent mi (düşük dereceli veya yavaş büyüyen), yoksa agresif mi (yüksek dereceli veya hızlı büyüyen) olduğu konusunda bilgi verir.
Sınıflandırma – hastalık daha detaylı olarak 30’dan fazla tipe ayrılır; bu genellikle biyopsi ile alınan hücre numunelerinin mikroskop altındaki görüntülerine bağlıdır. Klinik pratikte indolent veya agresif tanımı içerisinde yapılan sınıflama sıklıkla kullanılmaktadır.
Evre – lenfomanın vücutta nerede olduğunu ve ne kadar yayıldığını belirlemek için hastalık I, II, III ve IV olarak gösterilen evrelere ayrılır. Hastanın tıbbi geçmişi ve fizik muayenesi ile birlikte evrelemede röntgen filmleri, BT taraması, kemik iliği biyopsisi kan tahlilleri ve gerektiğinde PET taraması yer alır.
Bu bilgiler –derecelendirme,sınıflandırma ve evre –belli bir non-Hodgkin lenfomanın nasıl davranacağını ve hastanın nasıl etkileneceğini tahmin etmelerinde hekimlere yardımcı olur. Ayrıca, doğru tedaviyi planlamak için de çok önemlidir; böylece tedavi planlanmadan ve başlanmadan önce tüm bilgiler erişilebilir hale gelir.
Agresif non-Hodgkin lenfomaya kıyasla indolent Non-Hodgkin lenfoma
Non-Hodgkin lenfoma tipleri
Non-Hodgkin lenfoma evrelemesinin prensipleri
Agresif non-Hodgkin Lenfomaya kıyasla indolent non-Hodgkin Lenfoma

Temel noktalar

İndolent non-Hodgkin lenfoma yavaş büyür ve daha hafif belirtilere yol açabilir.
Tedavi bazen, “gözle ve bekle” stratejisi kullanıldığında aylarca veya yıllarca geciktirilebilir.
Agresif non-Hodgkin lenfoma hızlı büyür ve daha erken evrede belirtilere yol açma eğilimindedir.
Non-Hodgkin lenfoma için yıllar içerisinde birçok sınıflama sistemi kullanılmıştır. Halen yaygın şekilde kullanılan Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sınıflandırması, hastalığın şu anda bilinen klinik ve patolojik özelliklerini birleştirmekte ve bunları ayrı gruplara kategorize etmektedir (Tablo 1).

Bu detaylı sınıflama sisteminin yanısıra Non-Hodgkin lenfomayı sınıflandırmanın basitleştirilmiş, ancak klinik pratikte geçerli bir yolu, non-Hodgkin lenfoma için iki temel sınıflandırma veya derecelendirme kullanmaktır.
İndolent (düşük dereceli veya yavaş büyüyen)
Agresif (yüksek dereceli veya hızlı büyüyen)
İndolent non-Hodgkin lenfomalar yavaş büyür. Genellikle başta hiçbir belirtiye yol açmazlar ve dolayısıyla hastalığın seyrinin belli bir süre tespit edilmeden devam etmesi sık görülen bir durumdur. Teşhis konduktan sonra bile, pek çoğunun bazen aylarca veya yıllarca süreyle tedavi edilmesi gerekmez. Gerek olduğu zaman, tedavi kitleleri küçültmekte ve hatta kaybolmasını sağlamakta genellikle etkilidir ve bu hasta için hastalıksız geçirilen bir dönem veya “remisyon” sağlar. Ancak, sıklıkla nüksederler veya “rekürens gösterirler” ve daha fazla tedavi gerekir.

Agresif non-Hodgkin lenfomalar daha çabuk büyürler. İndolent lenfomalara kıyasla belirtiye yol açmaları daha muhtemeldir ve genellikle derhal tedavi edilmeleri gerekir. Her ne kadar “agresif” terimi kulağa korkutucu gelmekteyse de, bu lenfomalar tedaviye sıklıkla çok iyi yanıt verirler.

İndolent ve agresif non-Hodgkin lenfomalar, mikroskop altındaki görüntüleri ile ayırt edilebilirler. Bu amaçla, tüm hastalarda lenfoma dokusundan bir numune alınması gerekir. Hastaların büyük bir kısmına, etkilenen lenf düğümünden bir parçanın alındığı veya cerrahi olarak çıkartıldığı bir biyopsi uygulanacaktır. Diğer hastalar için ise tanı, gastroskopi gibi rutin bir işlem sırasında “kaza sonucu” ortaya çıkmış olabilir.

Non-Hodgkin lenfomanın sınıflandırmasının belirlenmesi önemlidir, çünkü iki sınıf için tedaviler çok farklı olabilir.

Kimler non-Hodgkin lenfomaya yakalanır?

Temel noktalar
Non-Hodgkin lenfoma herhangi bir yaştaki insanları etkileyebilir, ancak en sık olarak yaşlılarda görülür.
Her ne kadar hastalık her iki cinsiyette meydana gelmekteyse de, daha sık olarak erkekleri etkilediği görülmektedir.
Her ne kadar her yıl görülen yeni olguların sayısı artmaktaysa da, bunun nedeni bilinmemektedir ve bir insanın neden bu hastalığa yakalandığı net olarak bilinmemektedir.
Non-Hodgkin lenfoma herhangi bir bireyde meydana gelebilir. Ancak, hastalığın neredeyse her tipi yaşlılarda daha sık görülür ve tanı konduğundaki ortalama yaş 65 ‘tir. Non-Hodgkin lenfoma her iki cinsiyette de meydana gelir, ancak erkeklerde kadınlardan daha fazla görülür.Gelişmiş ülkelerde (örneğin Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya), lenfoma sıklığı son 50 yıllık zaman dilimi içerisinde artmaktadır. Ancak, bu artışın nedeni bilinmemektedir. Aslında, her ne kadar non-Hodgkin lenfoma için bazı nedenler ve risk faktörleri belirlenmişse de, hastalık olgularının çoğunda bilinen bir neden bulunmamaktadır.
Non Hodgkin lenfomanın insidansı
Non-Hodgkin lenfomansın nedenleri ve risk faktörleri
Non-Hodgkin Lenfomanın Görülme Sıklığı

Temel noktalar
Non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riski yaş ile artmaktadır ve tanı konduğunda hastalar ortalama olarak 65 yaşındadır.
Sebebi bilinmemekle birlikte, non-Hodgkin lenfomanın insidans oranı kanser türleri içerisinde en hızlı artış gösterenlerden biridir.
Non-Hodgkin lenfomanın görülme sıklığı belirgin şekilde artmaktadır, ancak bunun nedenleri açıklığa kavuşmamıştır. Olguların sayısı şu anki hızla artmaya devam ederse, Non-Hodgkin lenfoma 2025 yılı itibariyle meme, kalın bağırsak, akciğer ve cilt kanserlerinin görülme sıklığına yakın bir sayıya ulaşacaktır. Non-Hodgkin lenfoma, ilerleyen yaşla birlikte son derece sık görülmektedir ve non-Hodgkin lenfoma tanısı alan kişilerin çoğu orta yaşlı veya daha yaşlı kişilerdir. Ancak, genç erişkinlerde ve hatta çok küçük çocuklarda bile görülebilir.

Yaşa göre non-Hodgkin lenfoma insidansı

Non-Hodgkin Lenfomanın nedenleri ve risk faktörleri

Temel noktalar
Her ne kadar spesifik bir non-Hodgkin lenfoma vakasının nedeni sıklıkla bilinmemekteyse de, hastalık için risk faktörleri bulunmaktadır.
Bazı enfeksiyonlar (örneğin HIV) ile bu hastalık arasında bağlantı kurulmuştur.
Zayıf bağışıklık sistemi olan hastalarda, örneğin organ nakli yapıldıktan sonra, hastalığın gelişmesi riski de daha yüksektir.
Non-Hodgkin lenfomanın asıl nedeni bilinmemektedir. Bazı bilinen risk faktörleri bulunmaktadır, ancak bu risk faktörleri non-Hodgkin lenfoma olgularının ancak küçük bir bölümünden sorumludur. Non-Hodgkin lenfoma hastalarının büyük bir bölümünde hastalığın nedeni bulunamaz. Dahası, bilinen risk faktörlerinden birine maruz kalan hastalarda non-Hodgkin lenfoma gelişmemektedir. Bu nedenle, bir non-Hodgkin lenfoma hastasının bu hastalığa neden olmak için yaptığı hiçbir şey olmadığı hatırlanmalıdır. En önemli üç risk faktörü:
Bazı enfeksiyon tipleri
Bağışıklık sisteminin güçsüz hale gelmesine (immünosupresyon) neden olan hastalıklar
İmmünosupresif ilaçlar
Non-Hodgkin lenfoma olgularında kalıtımsal bir ilişki olduğu yolunda hiçbir kanıt yoktur. Dolayısıyla, non-Hodgkin lenfoma hastalarının ailelerinde bu hastalığın ortaya çıkması diğer insanlarda görülmesi ihtimalinden daha fazla değildir. Non-Hodgkin lenfoma için bir risk faktörü olarak enfeksiyon
Çeşitli viral enfeksiyonların non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riskinde artış ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu enfeksiyonlar arasında
İnsan bağışıklık yetmezliği virüsü (HIV -AIDS’e yol açan virüs)
İnsan T hücresi lösemi-lenfoma virüsü-1 (HTLV-1)
Epstein - Barr virüsü (EBV) yer alır.
HIV pozitif olan kişilerde non-Hodgkin lenfoma olması ihtimali diğer kişilerden daha fazladır. HIV pozitifi bir kişide non-Hodgkin lenfomanın ortaya çıkması, AIDS tablosunun tam anlamıyla oluşmakta olduğuna işaret edebilir.

Riskteki bu artışın nedeni muhtemelen HIV enfeksiyonunun bağışıklık sisteminde meydana getirdiği baskılanmadır. AIDS ile ilişkili non-Hodgkin lenfoma, diğer non-Hodgkin lenfoma tiplerine kıyasla daha alışılmadık özellikler sergileyen veya vücudun daha alışılmadık bölgelerinde ortaya çıkan bir hastalık tipidir.

Epstein-Barr virüsü çok yaygın bir virüs olup, kısa süreli bir enfeksiyona veya lenf bezlerinde şişme ve ateş ile seyreden bir hastalığa neden olur. Ancak, son derece küçük bir grup olguda, bu enfeksiyon Burkitt lenfoması ve non-Hodgkin lenfomanın immünosupresyon ile ilişkili tipleri ile bağlantılıdır.

Japonya ve Karayip orijinli olan İnsan T hücresi lösemi-lenfoma virüsü-1 (HTLV) de, yine non-Hodgkin lenfomanın son derece nadir rastlanan bir nedenidir ve virüsle enfekte olunması ile hastalığın ortaya çıkışı arasında uzun bir süre bulunur.

Non-Hodgkin lenfoma ile bakteriyel enfeksiyonun ilişkisi, viral enfeksiyonlar ile olandan çok daha az sıklıktadır. Ancak, midede ülserler ile ilişkili olan ve yemek borusunu etkileyen Helicobacter pylori isimli bakterinin neden olduğu enfeksiyon, MALT lenfoması olarak bilinen ve görece daha nadir bir lenfoma tipi ile ilişkilidir. Bakteriyel enfeksiyonu eradike etmek için kullanılan antibiyotikler yeterince erken verildiğinde, sıklıkla söz konusu bu durumu da tedavi ederler.

Non-Hodgkin lenfoma için bir risk faktörü olarak immunosupresyon
Bağışıklığı baskılanmış, yani immünosuprese olmuş kişilerin savunma sistemleri güçsüz hale gelmiştir ve bu insanlar için non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riskinde artış söz konusudur. Bunun nedeni muhtemelen B hücrelerinin çoğalması sırasında, T hücrelerinin fonksiyonlarını normal bir şekilde yerine getirebilmelerine bağlı olmasıdır. Eğer T hücresi fonksiyonu anormal ise, ki immünosuprese kişilerde bu durum söz konusudur, B hücreleri kontrolsüz bir biçimde çoğalabilir ve bu non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riskini arttırır.
İmmünupresyonun başlıca nedenlerinden biri, organ nakli veya kemik iliği naklinin ardından rejeksiyonu önlemek amacıyla verilen ilaçlardır. Organ nakli geçirmiş olan hastalarda non-Hodgkin lenfoma gelişmesi riski artmıştır.

Non-Hodgkin lenfomanın belirtileri ve tanısı

Temel noktalar
Non-Hodgkin lenfoma görülen tüm belirtiler başka durumlarda görülür ve bu başlangıçta tanı konmasını güçleştirir.
Tipik belirtiler arasında boyunda, koltukaltında veya kasıktaki ağrısız, şişmiş ve uzun süredir mevcudiyetini koruyan bir lenf düğümü bulunmasıdır.
Diğer belirtiler arasında açıklanamayan ateş, geceleri terleme ve istenmeyen kilo kaybı ve beraberinde nefes nefese kalma ve kaşıntı yer alır.
Non-Hodgkin lenfomanın neden olabileceği tüm belirtilere diğer durumlar da yol açmış olabilir. Diğer bir deyişle non-Hodgkin lenfomanın varlığını garantilemek için kullanılabilecek tek bir belirti yoktur. Non-Hodgkin lenfoma tanısının oluşturulmasında teşhis koymak için yapılan testlerin bu kadar önemli olmasının bir nedeni de budur. Çok sık olarak, non-Hodgkin lenfoma teşhisi konduğu esnada hastalarda hiçbir belirti yoktur. Lenfoma ilk olarak sıklıkla hekimin yaptığı bir fizik muayenenin veya başka bir durum için istenen kan tahlilleri ya da göğüs röntgeni gibi tetkiklerin sonucunda düşünülür. Bu durum özellikle indolent non-Hodgkin lenfoması olan hastalar için geçerlidir; indolent non-Hodgkin lenfoma yavaş büyür ve uzun bir süre belirgin belirtiye neden olmaz. Meydana gelmeye başladıkları zaman, belirtiler dört büyük gruba ayrılabilir:
Bir veya daha fazla lenf düğümünde şişme
Fonksiyonel belirtiler (genel olarak kendini iyi hissetmeme şeklinde görülen belirtiler)
Lenf düğümleri dışındaki kitlelere bağlı olan belirtiler
Kan hücrelerinin sayısındaki düşmeye bağlı olan belirtiler
Sık görülen belirtiler
Ağrısız, şiş, genellikle çapı 1 cm’den fazla olan bir lenf düğümü, tanı konduğu sırada non-Hodgkin lenfomada en sık görülen belirtidir. Fark edilme ihtimali en yüksek olan düğümler boyunda, koltukaltında veya kasık bölgesindedir. Bu şişlikler ağrıya veya başka belirtilere yol açmazlar, ancak sıklıkla boyutları giderek artar. Non-Hodgkin lenfoması olan hastaların pek çoğunda tanı konduğu sırada şişmiş lenf düğümleri bulunur.Unutulmamalıdır ki, şişmiş lenf düğümleri çok sık görülen bir durumdur ve lenf düğümlerinde şişme olan kişilerin çok büyük bir kısmında lenfoma dışında tanılar sözkonusudur. Lenf düğümlerinde şişliğin en yaygın sebebi enfeksiyondur. �?işen lenf düğümleri genellikle enfeksiyon iyileştikten sonra küçülürler.

Lenf düğümleri dışındaki belirtiler
Her ne kadar tanı konduğu sırada non-Hodgkin lenfomada en sık görülen belirti şişmiş bir lenf düğümü ise de, sık görülen başka belirtiler de bulunmaktadır. Bunlar arasında:
Genel olarak kendini iyi hissetmeme şeklinde görülen fonksiyonel belirtiler
Lenf düğümü dışındaki yerlerde meydana gelen lenfoma kitlelerine atfedilebilen belirtiler yer alır.
Fonksiyonel belirtiler, bir hastanın iyi olmadığını bildiren ve belli bir duruma has olmayan belirtilerdir. Non-Hodgkin lenfomada sık meydana gelen belirtiler arasında şunlar yer alır:
Tekrarlayan, açıklanamayan ateş (vücut sıcaklığının 38ºC’nin üzerinde olması)
Gece terlemesi; bu durum yatarken giyilen giysilerin ve çarşafların ıslanmasına neden olacak kadar şiddetlidir.
İstenmeyen kilo kaybı (6 ay içerisinde vücut ağırlığının %10’undan fazlasının kaybolması)
�?iddetli ve devamlı halsizlik veya yorgunluk
İştahta azalma
Non-Hodgkin lenfoması olan hastalarda görülebilecek diğer belirtiler arasında şunlar yer alır:
Nefes nefese kalma veya öksürük
İnatçı tarzda ve vücudun her yerinde hissedilebilen kaşıntı olabilir.
Lenfoma vücudun başka bir yerinde, lenf düğümlerinin dışında yerleşmiş olduğu zaman tamamen farklı belirtiler meydana gelir. Örneğin, mide veya bağırsaklardaki lenfoma karın ağrısına, hazımsızlığa veya ishale neden olabilir.

Lenfoması olan pek çok kişinin kan hücrelerinin (örneğin kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve trombositler) sayısında azalma mevcuttur. Bazen, bu durum lenfomanın kan hücrelerinin yapıldığı yer olan kemik iliğine yerleşmiş olmasına bağlıdır. Ancak, kemik iliğinin hastalık tarafından etkilendiğine dair hiçbir bulgu yoksa da hücrelerin sayısı azalabilir.

Kırmızı kan hücrelerinin sayısında azalma veya anemi meydana geldiğinde, bu kişiler kendilerini yorgun hissetmesine ve nefes nefese kalmasına yol açabilir. Bunun aksine, beyaz kan hücrelerinin sayısındaki azalma kişileri enfeksiyon kapmaya meyilli bir hale getirir, diğer taraftan trombosit sayısında azalma olması ise hastalarda kolay morarmaya veya kanamaya yol açar. Bunların tümü de non-Hodgkin lenfomada meydana gelebilir.



Author:
admin
Time:
Salı, Ekim 2nd, 2007 at 09:35
Category:
Lenfoma Kanseri
Comments:
You can leave a response, or trackback from your own site.
RSS:
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.
Navigation:
Aramalar:

Comments are closed.