>

Kanser tedavi programlarında yer alan hastaların tümü, yatağa bağımlı yaşıyor olsalar bile bir takım egzersizler yapmalıdırlar.

Bu egzersizlerden bir kısmı iyileşme sürecinin bütün aşamalarında, bir kısmı yatarken, bir kısmı sandalyede oturuyorken, bir kısmı ise ayaktayken yapılabilir.

Doktorunuz tedaviniz süresince ve ameliyattan sonra hangi egzersizleri yapmamanız gerektiği hakkında size bilgi verecektir.

Durumunuza ve tedavinize zarar vermeyecek türde egzersizler olduğundan emin olun, denemek istediğiniz egzersiz türleri hakkında doktorunuzla konuşarak bilgi alın.

Herhangi bir miktarda yapılan egzersiz hiç yapılmamasından daha iyidir. Binanızın etrafında yürümek bile kalbinizin çalışmasına ve gününüzün iyi geçmesine sebep olacaktır. Çok fazla egzersizin iyileşme üzerinde olumsuz etkisi vardır.

Kanser tedavinizden önce çok yoğun çalışıyor olmuş olsanız bile ameliyat ve/veya tedavi sonrasında daha kolay egzersizler yaptığınızdan emin olun.

Tedavinizden önce mi, tedaviniz süresince mi yoksa tedavinizden sonra mı egzersizleri yapmanız gerektiği hakkında doktorunuz sizi bilgilendirecektir. Ameliyattan hemen sonra bile hafif egzersizlere başlayabilirsiniz. Egzersiz yorgunluğunuzu giderir, özgüveninizin yerine gelmesine, ruh halinizin iyileşmesine ve iyileşmenizin hızlanmasına yardımcı olur.

Eğer mümkünse egzersiz programınız dayanıklılık, esneklik ve aerobik egzersizlerini içermelidir. Düşük tempo ve yoğunluktaki egzersizlerle başlayın. Düşük tempoda başlayın ve yapabileceğiniz kanısınaysanız zamanla temponuzu ve yoğunluğunu artırın. Ne zaman zorlayıp ne zaman yavaşlayacağınızı veya ne zaman dinlenmeniz gerektiğini kaslarınızın durumundan anlayabilirsiniz. Egzersiz yapmak kadar dinlenmek de önemlidir bu yüzden eğer ilk başta çok fazla egzersiz yapamıyorsanız kendinizi zorlamayın.

Ameliyattan sonra egzersizlerinize yatakta yapabileceğiniz basit hareketlerle başlayabilirsiniz. Eğer canınız acırsa durun ve başka bir egzersize geçin. Sadece içinde bulunduğunuz koşullara uygun ve doktorunuzun tavsiye ettiği egzersizleri yapın.

El Sıkma: Elinizde bir sünger egzersiz topu veya hamuru sıkın. Topun veya hamurun üzerinde nazikçe parmaklarınızı çalıştırın.

Dirsek Egzersizleri: Sırt üstü uzanın (yada yatakta oturun) ellerinizi başınızın arkasında dirsekleriniz yatakla paralel olacak şekilde birleştirin ve daha sonra dirseklerinizi yüzünüze doğru birleştirin. Daha sonra dirseklerinizi tekrar başlangıç noktasına getirin.

Ön Kol Egzersizleri: Yataktayken avuç içlerinizi yukarı kaldırın. Ellerinizi yumruk yapın ve bileklerinizi yukarı aşağı oynatın. Bu şekilde tutun, 6ya kadar sayın ve daha sonra bırakın.

Omuz Egzersizleri: Yatakta otururken ellerinizi diz üstünüzde serbest bırakın. Omuzlarınızı kulaklarınıza doğru kaldırın ve sonra yavaşça indirin. Hareketi tekrarlayın.

Eğer yatakta değilseniz ve kolaylıkla hareket edebiliyorsanız, kaslarınızı ve eklemlerinizi ısıtmak için herhangi bir genel esneme ve gerilme tekniğiyle başlayabilirsiniz. Eğer yeni iyileşmeye başladıysanız yada daha önce hiç egzersiz yapmadıysanız bu genel esneme ve gerilme egzersizleri iyi bir antrenman olabilir.

Triseps Gerilme: Otururken veya ayaktayken sol dirseğinizi başınızın üstüne kaldırın. Sağ elinizi, sol dirseğinizi geriye ve aşağı doğru hareket ettirmek için kullanın. Daha sonra kol değiştirin ve tekrar edin.

Biseps Gerilme: Ayaktayken ellerinizi arkada sırtınızda tutun, dirseklerinizi gerin ve yavaşça yukarı kaldırın. Bekleyin ve yavaşça kollarınızı aşağı indirin. Bunu tekrarlayın.

Yanlara Esneme: Ayaklarınızın arası açık ayakta dururken sağ elinizin parmaklarıyla sağ bacağınızın aşağısına değecek şekilde eğilin. Yavaşça ayakta durduğunuz pozisyona geçin ve diğer tarafa doğru hareketi tekrarlayın.

Dönme: Ayaklarınızın arası açık elerinizi kalçanıza koyun ve belinizi yanlara doğru hafifçe esnetin.

Baldır Esneme: Bir bacağınız diğerinin önünde duvara karşı durun ve destek almak için ellerinizi duvara koyun.Her iki ayağınızda yerle paralel durumdayken arka dizinizi gergin tutun ve ön dizinizi eğin. Arka bacaktaki baldır kaslarının hareket etmesi için kalçanızı duvara doğru ileri geri hareket ettirin. Bacak pozisyonunu değiştirin ve hareketi tekrarlayın.

Kuadriseps Esneme: Dengede kalmak için sağ elinizle duvara veya bir sandalyeye tutunun. Sağ bacağınızın üzerinde dururken sol bacağınızı arkaya doğru dizinizden kırınve sol elinizle sola ayak bileğinizden tutun. Kalçalarınız düz tutun.

Ameliyatı veya tedaviyi takip eden günlerde yatarken egzersizlerinize başlayabilir yada devam edebilirsiniz.

Karın Nefes Alma: Yatağınızda düz bir şekilde yatarken başparmaklarınız göbeğinizin üstünde olacak şekilde avuç içlerinizi karnınızın üstüne koyun. Burnunuzdan nefes alarak ciğerlerinizi hava ile doldurun. Ciğerleriniz hava ile doldukça ellerinizin yükseldiğini hissetmelisiniz. Solunum sırasında diyaframınızın midenizi itmesini sağlayın.

Karın kaslarınızı gerginleştirebildiğiniz kadar gerginleştirerek yavaşça ağzınızdan nefes verin ve omurganızı yatağa doğru bastırın. Ellerinizin düştüğünü hissedin. Göğüs kafesinizin ve omzunuzun hareket etmesini engelleyin. Yatakta kaldığınız süre boyunca saatte 5 dakika çalışın. Bu ciğerlerinizin kapasitesine ulaşmasına ve karbondioksit ve diğer zehirli maddeleri ciğerinizden atmaya yardımcı olur. Ayrıca stresi azaltmaya ve midenin dayanıklılığını artırmaya da yardımcı olur.

Kol kaldırma: Dizleriniz kırık ve kollarınız iki yanda olacak şekilde yatakta uzanın. Kollarınızı tavana doğru kaldırıp indirirken yavaşça soluk alın. Omurganızı yatağınıza bastırın ve 5 dakika bu pozisyonda kalın. Nefes verirken kollarınızı yavaşça iki yanınıza getirin ve hareketi tekrarlayın.

Cam Yıkama: Sandalyede otururken bileklerinizi yanlara koyun ve avuç içleriniz ileriyi gösterecek şekilde bileklerinizi bükün. Ellerinizle içe doğru cam siler gibi daireler çizin ve yön değiştirerek hareketi tekrarlayın.

Dirsek Kaldırma: Sandalyede otururken her iki kolunuzu da avuç içleri yukarı gelecek şekilde kaldırın. Dirseklerinizi kırın ve ellerinizi omuzlarınızda dinlendirin. Kollarınızı yavaşça indirin ve daha sonra tekrar kaldırarak hareketi tekrarlayın.

Sırt Eğme: Ellerinizi yanlara doğru kaldırın. Kürek kemiğinizin altından sırtınızı kaşıyacakmış gibi arkanıza doğru uzanın. Ellerinizi tekrar yana koyun. Hareketi tekrarlayın.

Dize Dokunma: Düz bir şekilde sandalyede oturun ve sol elinizi sağ dizinize koyun. Soluk alırken yavaşça sol elinizi ve kolunuzu mümkün olduğunca yukarı kaldırın ve vücudunuzun sağ tarafına yakın tutun. Soluk verirken elinizi sağ dizinize doğru indirin. Yön değiştirerek hareketi tekrarlayın. Güçlenmeye başladıktan sonra hareketleri fazla olmayan ağırlıklarla deneyin.

Yana Doğru Kol Kaldırma: Elleriniz yanda sandalyede otururken kolunuzu yan tarafa doğru mümkün olduğunca yukarı kaldırın. Kolunuzu kaldırırken yavaş bir şekilde soluk aldığınızdan emin olun. Kolunuzu aşağı indirirken de yavaş bir şekilde soluk verin. Kolları değiştirerek egzersizi tekrarlayın. Birazcık güç kazandıktan sonra bu egzersizi fazla olmayan ağırlıklarla deneyin.


Aşağıdaki egzersizler tedaviden sonra veya ameliyattan birkaç hafta sonra yapılabilir:

Baston Çekme: Bastonun her iki ucuna da ellerinizi koyun ve bastonu yada sopayı sırtınıza yerle paralel olacak şekilde yerleştirin. Bastonu bir yandan diğerine çekin. Şimdi bastonu boynunuzun arkasına yerleştirin ve yine bir yandan diğerine çekin.
Sırt Kurulama: Havlunun iki ucunu da tutun ve sırtınızı kuruluyormuş gibi kollarınızı hareket ettirin. Diğer kolunuz üstte kalacak şekilde kollarınızın pozisyonunu değiştirerek hareketi tekrar edin.
Parmak Yürüyüşü: Yüzünüz duvara dönükken tek elinizi bel hizasında duvara koyun. Nefes alırken ilk iki parmağınızı duvarda yürütür gibi en yükseğe ilerletmeye çalışın. Nefes verirken parmaklarınızı yürütür gibi başlangıç pozisyonuna getirin. El değiştirerek hareketi tekrar edin. Bu egzersiz sandalyede de yapılabilir.

iyileşme süresince karşılaşacağınız 3 aşama bulunmaktadır:

Aşama 1: Ameliyattan sonra veya kemoterapi/radyasyon tedavisinin başlangıcıdır.Acı, yorgunluk veya mide bulantısı ile karşılaşabilirsiniz. Yatağınızda kol ve bacağınızı hareket ettirerek yada hareket açıklığınızı muhafaza edebilirsiniz. Öncelikle doktorunuzla konuşun. Ağırlık gibi ek spor aletleri kullanmayın.

Aşama 2: Ameliyat veya tedaviden birkaç gün veya hafta sonrasıdır.Biraz daha iyi hissedebilir ve eski gücünüzü tekrar kazanmaya başlayabilirsiniz. Aşama 2 deyken ayağı kalkıp etrafta yürüyebilir, banyoda diş fırçalamak, her sabah üstünüzü giyinmek ve kendinize yiyecek bir şeyler hazırlamak gibi günlük aktiviteler yapabilirsiniz.

Aşama3: Yine kendiniz gibi hissetmeye başladığınız aşamadır. Programınız ağırlık çalışmayı, kalp atışlarınızı yükselten egzersizleri içermeli ve günlük katıldığınız tüm aktivitelerden zevk almanızı sağlamalıdır. 10 dakikalık Form Planı nı deneyin.

Hafif/Orta Şiddette Fiziksel Egzersizler: Doktorlar dayanıklılığınızı artırmak için verdikleri egzersiz planınıza günlük aktivitelerinizi de dahil edebilirler. Merdiven çıkmak, yürümek, bahçe işleriyle uğraşmak ve çocuklarla oynamak sizin aktif kalmanızı sağlar, stres ve yorgunluğunuzu azaltır. Bu egzersizlerden bazılarını haftada 6 veya 7 gün 5-10 dakikalık bölümler halinde uygulamayı denemelisiniz.

Orta Şiddette Fiziksel Egzersizler: Tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklete binme gibi kalp atışlarını hızlandıran aktiviteler herhangi bir rahatsızlığa sebep olmaması açısından kademeler halinde yapılmalıdır. 5 dakikalık bölümlerle başlayın ve daha sonra durumunuza göre süreyi uzatın. Eğer hala radyasyon tedavisi görüyorsanız herhangi bir aktiviteye başlamadan önce doktorunuza danışın. Doktorunuz tedavi olduğunuz bölgede tahriş olabilecek yara veya yanıklar varsa bunları tespit eder.

Orta/ Şiddetli Fiziksel Egzersizler: Yorgunluk şikayetiniz azaldıktan sonra güç ve dayanıklılığınızı artırmak isteyebilirsiniz. Koşu bandı, bisiklet, merdiven çıkma ve hafif ağırlıklarla çalışma kas gücünüzü, esnekliğinizi ve kardiyovasküler fonksiyonlarınızı geliştirir. 30 dakikalık Form Planı nı deneyin.

Yoga İyileşmeme Yardımcı Olabilir mi?

Kanser hastalarının iyileşmesinde yoga sınıfları uygundur. Kişinin kendi ihtiyaç ve fiziksel sınırlamasına göre tasarlanıp uyarlanabilir.

Fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak güç kazanmanız için ameliyattan sonra kemoterapi veya radyasyon tedavisi gördüğünüz sırada yoga egzersizleri uygulanabilir.

Pek çok yoga programı kan basıncınızı dengeleyerek, kalp atışlarınızı yavaşlatarak, akciğer kapasitenizi artırarak, sindiriminizi geliştirerek ve sakinlik ve huzur duygularınızı artırarak sizi rahatlatır ve vücudunuzu eski haline getirir.

Göğüs Kanseri Tedavisinde Ne Çeşit Bir Programa Başlamalıyım?

Göğüs kanserinden iyileşme programı ameliyattan birkaç gün sonra başlayabilir. İlk 6 hafta nazik hareketlerle başlar. Bu egzersizlerden bazıları ağrıyı hafifletir ve yara doku oluşumunu önler. Bütün egzersizler nefes almak üzerine odaklanmalıdır çünkü bu ağrının birazının hafiflemesine yardımcı olur. 6 haftadan sonra egzersizler gücü yeniden kazanma üzerine odaklanmalıdır. Ağırlık çalışmaları, eklem hareket açıklığınızın gelişmesine yardımcı olur.

Egzersizlere başlamadan önce doktorunuz veya cerrahınız bütün egzersizleri onaylamalıdır.

Kolunuzda ve omzunuzda oluşabilecek sertleşmeyi önlemek için egzersizleri günde 2 kez yapmaya çalışın. Bahçe işleri, çamaşır yada araba kullanmak gibi günlük işlere yavaş yavaş ve vücudunuzun hazır olduğunu hissettiğiniz zaman başlayın. Eğer herhangi bir acı hissederseniz egzersizleri yapmayı hemen bırakın.

Yataktayken yapabileceğiniz egzersizler hakkında okuyun.

Sandalyede otururken yapabileceğiniz egzersizler hakkında okuyun.

Ayaktayken yapabileceğiniz egzersizler hakkında okuyun.

Jinekolojik Kanserlerin İyileşmesi Sırasında Başlayabileceğim Bir Program Var mı?

Herhangi bir jinekolojik kanserin tedavisinde karın ve sırt güçlendirici egzersizler ameliyat ve tedaviden sonra iyileşmenize yardımcı olur. Genellikle doktorlar 6 hafta süreyle ağır kaldırmaya ve hareketli aktivitelere kısıtlama getirirler. Herhangi bir egzersiz programına başlamadan önce doktorunuzla kontrol ettiğinizden emin olun. Vücudunuz iyileşmek için zamana ihtiyaç duyar bu yüzden herhangi bir hareketli aktiviteyi yapmakta aceleci davranmayın.

Pelvik Kaslarını Kaldırma: Yere veya yatağa uzanın, pelvik taban kaslarınızı sıkın ve tutun. Daha sonra rahatlayın ve hareketi tekrar edin.

Karın Sıkıştırma: Dizlerinizi kırarak yere yatın. Ellerinizi başınızın arkasına koyun. Sırtınızı yere bastırırken başınızı ve omuzlarınızı kaldırın (çenenizi yukarıda tutun). Yavaşça başınızı yere koyun ve hareketi tekrarlayın.

Kalça Sıkılaştırma: Topuklarınız bitişik, ayak baş parmaklarınız ayrı şekilde ayakta durun. Karın ve kalça kaslarınızı ağrıya sebep olmayacak şekilde ve nefesinizi tutmadan sıkın. Kalça etlerinizi sıkarken pelvik taban kaslarınızı da sıkıştırmış olursunuz. Rahatsız hissedene kadar aynı pozisyonda kalmaya özen gösterin. Derin ve yavaşça nefes alıp vermeye dikkat edin. Hareketi tekrarlayın.

Akciğer Kanseri Ameliyatı/tedavisi Sırasında Başlayabileceğim Bir Program Var mı?

Güç kazanma ve dayanıklılık akciğer kanseri ameliyatı ve tedavisinin anahtarıdır. Herhangi bir egzersize başlamadan önce doktorunuzla yada akciğerle ilgili uzmanınızla görüşün. Programınızın başlangıcında yalnızca 1 veya 2 egzersiz yapabilirsiniz. Haftalar geçip güç kazanmaya başladıkça programınıza ilave egzersizler eklemeye çalışın ve tekrarlarınızı artırın.

Karın Nefes Alma ve Kol Kaldırma yatağa bağlıyken yapabileceğiniz egzersizlerdendir.

Eğer ayağa kalkıp sandalyede oturabiliyorsanız Yana Doğru Kol Kaldırma ve Dize Dokunma egzersizlerini deneyin.

5-10 dakika ayakta durabiliyorsanız Parmak Yürüyüşü egzersizini deneyin

Tedavimin Bitiminden ve Enerji Düzeyimin Normale Dönmesinden Sonra Ne Çeşit Bir Egzersiz Programı Uygulamam İyi Olur?

Haftada 1 yada 3 gün kaslarınızı kuvvetlendirmeye başlamak isteyebilirsiniz. RealAge kaslarınızı güçlendirmeniz için 20 dakikalık egzersiz programı sağlar. Eğer çabuk yoruluyorsanız biraz dinlenin ve daha sonra devam edin.

Pts
5
May
23:54

Kanserde bir yandan geleceğe ilişkin belirsizlik yaşanırken, öte yandan hastalığın ölümü yakınlaştırdığı ve belirginleştirdiği düşüncesi oluşuyor. Her iki durum da hastanın duygulanımını olumsuz etkiliyor, kaygı ve korku düzeyini artırıyor. Kanserli hastalarda en sık depresyon gelişiyor.

Bu hastalığın sıklığı için yüzde 4.5 - 58 gibi çok geniş bir aralık içinde değişen oranlar bildiriliyor. Kaygı bozuklukları, hastalığa eşlik eden uyum bozuklukları da depresyondan sonra en sık saptanan ruhsal bozuklukları oluşturuyor. Hastalığın ağır seyretmesi, hastanın günlük aktivitelerinin kısıtlanması ve ağrının olması depresyon gelişimini hızlandırıyor. Kadınlarda, daha önce depresyon geçirenlerde, kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların da katkısıyla depresyon daha sık görülüyor. Gerek hasta gerek aile, gerekse tıbbi ekip çoğu kez depresyon belirtilerini “normal”, duruma uygun buluyor ve bu nedenle yardım istemiyor.

Yine depresyon belirtilerinin hastalık veya ilaçların yan etkileriyle ilgili olup olmadığı hasta ve aileler tarafından ayırt edilmeyebiliyor. Uykusuzluk, iştahsızlık, halsizlik gibi bedensel belirtiler hastalığın, tedavinin yan etkileriyle karıştırılabiliyor. Ancak burada en temel belirtiyi, ilgi, istek kaybı ve depresif duygu durumu oluşturuyor. Kanserde ortaya çıkan önemli bir ruhsal rahatsızlık da kaygı bozuklukları. Yaşamı üzerindeki kontrolü kaybedeceğine, sevdiklerinden ayrılacağına, ağrı, acı çekerek öleceğine ve geleceğine yönelik korkular yoğunluk kazanıyor.

Kaygının en yoğun olduğu tanının öğrenildiği dönemde, bu acı veren, katlanılması güç gerçeği inkar, en tipik reaksiyonu oluşturuyor. Pek çok kişi, tanıyı bildiği halde açıkça “kanser” kelimesini kullanmaktan kaçınıyor. “Kanser” kelimesi yerine daha kolay sözcükler kullanıyor. “Hastalık”, “o”, “durum,” “tümör”, “ur” gibi… Kanser kelimesinden kaçınma, başına gelenlere inanamama inkar tepkisine tipik bir örneği oluşturuyor.

Kanser hastalığının adı bile insanı korkutmaya yetiyor. Gelecek kaygısı, hastalık ve tedavi sürecinde yaşanabileceklerin yarattığı stres, hasta ile hasta yakınlarını hiçbir hastalık grubunda olmayacak kadar çok olumsuz etkiliyor. Kişi kanser olduğunu ya da kanserinin yeniden tekrarladığını öğrenince geçmişte kendisini olumsuz olarak etkilemiş, korkutmuş, tehdit edici yaşam olaylarına gösterdiği tepkilere benzer davranışlar sergiliyor.

Bu düşünsel, duygusal, davranışsal tepkiler hastalığa karşı geliştirilen “psikolojik uyum” çabaları olarak nitelendiriliyor. Hasta ve aileleri hastalığa, belirsizliğe, tıbbi bakım ile tedaviye, bedensel fonksiyonlardaki değişikliğe, bağımlılığa ve hastalığı nedeniyle yaşamlarına katılan pek çok şeye uyum sağlamaya çalışıyor. Hastanın yaşı, cinsiyeti, eğitimi, kişilik özellikleri, kanserin yeri, nüks yaratıp yaratmadığı, ağrının olup olmadığı, yaşamını-aile, iş ilişkilerini olumsuz etkileyip etkilemediği, aile, arkadaş desteğinin olup olmadığı, maddi olanaklarının yeterliliği gibi etmenler de kişinin hastalıkla baş edebilmesini ve uyumunu belirliyor.

Hastalığa uyumu kolaylaştırmak için; hastanın günlük yaşamını sürdürebilmesini desteklemek, iş ve öğrenim gibi sosyal işlevselliğinin hastalık nedeniyle aksamasını önlemek, hastalığa karşı gelişen doğal ve duygusal tepkilerin ifade edilip, anlaşılmasına çalışmak, umutsuzluk, değersizlik, suçluluk düşüncelerini denetlemek yararlı oluyor.

Pts
5
May
23:54

Genlerinizi değiştiremeyeceğinize göre yaşam tarzınız ve beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız akılcı değişiklerle kanserden korunabilmeniz mümkün. Bunun için sofranızda dikkat etmeniz gereken kurallar ise şöyle:

Bitkisel yağ tüketin: Fazla tüketilen yağ meme, kolon ve rahim ağzı gibi kanser türlerinin oluşma riskini artırıyor. Ayrıca doymuş yağ tüketimindeki artış yine kanser için ciddi bir risk oluşturuyor. Dolayısıyla total yağ alımımız günlük enerjinin yüzde 30’unu geçmemeli. Ayrıca doymuş yağ içeren pasta, tatlı, poğaça ile yağlı etleri alışkanlığınızdan çıkarın. Kullandığınız yağlar kesinlikle bitkisel olmalı. E vitamini yönünden zengin olan zeytinyağı, fındıkyağı ve soyayağı antioksidan özellikleriyle kanserden koruyucu etkiye sahip. Etin yağsız olan bölümlerini tercih edin, tavuk etinin derisini temizleyin.

Kırmızı etten kaçının: Kırmızı et içindeki aminoasitlerinden olan homosisteinin kanserojen etkisi mevcut. Aşırı protein alımının meme, rahim, böbrek, bağırsak ve pankreas kanserine yol açtığı tespit edilmiş. Ayrıca aşırı kırmızı et tüketenlerin diğerlerine nazaran 2.5 kat daha fazla kansere yakalandığı ispatlanmış. Bu nedenle kırmızı eti mümkün olduğunca az tüketmeye özen gösterin. Günlük protein ihtiyacınızı kırmızı et yerine beyaz etten karşılayın. Bol bol balık tüketmeye özen gösterin.

Rafine şekerden uzak durun: Rafine şeker, yani çay şekeri (sükroz) kanser riskini artırıyor. Basit şeker kullanılan tüm tatlılar da kansere yol açıyor. Dolayısıyla mümkün olduğunca basit şeker kullanılan tatlılardan kaçının.

Katkı maddelerine dikkat edin: Besinlerin raf ömrünü uzatmak, tat, renk ve koku vermek için kullanılan katkı maddelerinin birçoğu ile meyve sebzelerin olgunlaşmasında kullanılan hormonlar kanserojen etkiye sahipler. Salam, sosis ve sucuk yapımında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları da kanserojen etkileriyle tanınıyor. Dolayısıyla bu tür besinleri tüketmemeye özen gösterin. Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketin, olabildiğince doğal besin ürünleri tercih edin.

Tuz kullanmayın: Tuzun midede yine nitrit türevleri oluşturarak mide ve özefagus, kanserlerine neden olduğu biliniyor. Salamura, turşu ve tuzlama ile yapılan yiyeceklerden uzak durun. Yemeklerin pişirilme aşamasında asla tuz kullanmayın. Sonradan eklediğiniz tuzda tat eşiğinizi yavaş yavaş düzelterek azaltın.

Posalı besinlere ağırlık verin: Kompleks bir karbonhidrat olan posanın günlük tüketim miktarı kanser hastalığını önlemede oldukça etkili. Özellikle kolon kanserinden korumak için gerekli posayı kepekli ekmek yiyerek, meyve sebzeleri kabuklarıyla tüketerek karşılayın.

Taze meyve tüketimini artırın: Beslenmenizde özellikle karnabahar, lahana, soya fasulyesi ıspanak ve brokoli gibi C, A, E vitaminlerinden zengin besinleri tüketin. Ayrıca sofranızda turunçgiller, havuç, domates gibi karoteni ve selenyumu fazla besinlere yer verin. Bu besinler antioksidan etkiye sahipler.


Yani aldığınız kanserojen maddeler, bu tür antioksidanlarla karşılaştığında kanser yapıcı etkilerini kaybediyorlar. Öğle ve akşam yemeklerinde sofranızda mutlaka bir sebze yemeği olmalı. Ara öğünlerde de en az 3 porsiyon meyve tüketin. Sarmısak, soğan, maydonoz, nane gibi antioksidan etkileri çok fazla besinleri yemeklerinizde mutlaka kullanın. Özellikle sarmısak tansiyonunuzu düşürüyor ve doğal antibiyotik kimyasallarıyla hastalıklara karşı direncinizi artırıyor. Sebze yemeklerini az suda kısık ateşte pişirin, beklemeden hemen yemeyi alışkanlık edinin.

Kurubaklagilleri sofranızdan eksik etmeyin: Sofranızda haftada en az iki kez kurubaklagil olmalı. Çünkü kurubaklagiller magnezyum, folikasit ve beta karoten açısından oldukça zenginler.

Her gün yoğurt yiyin: Günde en az 2 kase yoğurt yiyin. Yoğurdun içindeki kalsiyum bağırsak kanserleri için koruyucu etkiye sahip.

Alkolden kaçının: Alkol, sigarayla tüketildiğinde oluşan fusel yağların ve benzoprin maddesinin kansorejen etkileri biliniyor. Yapılan araştırmalar sonucunda aşırı alkol alımının larink, özefgus ve dudak kanserlerine yol açtığı tespit edilmiş. Eğer içki kullanıyorsnız, alkol oranı yüksek içkiler yerine (rakı, viski, votka gibi), daha düşük alkollü (bira, şarap) olanları tercih edin. Alkol tüketimini de haftada 4-5 kadehle sınırlayın.

İdeal kilonuzu koruyun: Yapılan çalışmalarda şişmanlığın önemli bir kanser nedeni olduğu sonucuna varılmış. Sindirim sistemi, rahim ve böbrek kanserlerinin fazla kilo ile ilişkili olduğu saptanmış. Dolayısıyla siz siz olun, kanserden korunmak için ideal kilonuzu korumaya özen gösterin.

Sağlıklı ve dengeli beslenme, kanserden korunmanın en etkili yollarından birini oluşturuyor. Bunun için sofranızda sebze ve meyveyi eksik etmeyin, bitkisel yağ tüketmeye de özen gösterin.

Kanserden korunmak için bol bol sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin.


Pts
5
May
23:54

Yanlış beslenmenin kansere yol açan en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünürsek son yıllarda hızla değişen yaşam biçimlerimizin şekillendirdiği beslenme tarzının, kanser hastalığının artışı ile nasıl paralel olduğunu da fark ederiz. Artık çoğumuz işyerimiz ile evimiz arasındaki uzak mesafe nedeniyle erkenden uyanıyor, kahvaltıya zaman ayırmak yerine iş yerlerimizde birkaç poğaça yiyerek güne başlıyoruz.

Annelerimizden alışık olduğumuz çok emek isteyen sebze yemekleri yerine artık hazır olan ve paketinden çıkıp kolayca pişirilen yemekleri tüketiyoruz. İlle de sebze yemek istiyorsak konserveleri tercih ediyoruz. Durum böyle olunca raf ömrünü artıran katkılı maddeler de hayatımızın vazgeçilmez parçası haline geliyor. Şeker ihtiyacımızı da rafine edilmiş şeker pancarından alıyoruz.

Meyve içindeki karbonhidratın fruktoz (meyve şekeri) faydası varken iki küp kanser karıştırıyoruz çaylarımızın içine. Hafta sonları ancak yapabildiğimiz kahvaltılarımızda ise salam, sosis ve sucuğu ise gereğinden fazla tüketiyoruz. Bir de teknolojinin sunduğu boyanmış cipsleri, çikolataları, kızartmaları, kuruyemişi bir düşünün. İşte tüm bunların sonucunda da kaçınılmaz bir sonla karşılaşıyoruz; KANSER.

Pts
5
May
23:54

Bütün kanser hastalarında görülmemekle birlikte kanser teşhisi konulmuş hastaların çoğunda depresyon şikayetiyle karşılaşmak mümkündür. Depresyon, depresif bir ruh halinde olma, sevilen şeylere ve aktivitelere ilgi duymama, umutsuzluk hissi, uykusuzluk yada çok uyuma ve/veya intihara teşebbüs ile tanımlanır. Depresyon kanserle yaşamın normal bir sonucu olarak göz ardı edilmemelidir. Depresyonla savaşmak tedavi sürecinizde öncelikli olmalıdır.

Depresyon beslenme alışkanlığının zayıflamasına, ilaç tedavi programınıza bağlı kalamamaya, mantıksız düşünmeye ve bağışıklık sisteminizin bozulmasına yol açabilir. Depresyonla savaşmak için çeşitli yöntemler bulmak tedavinizin olumlu ilerlemesine yardımcı olur ve yaşam kalitenizi yükseltir. Eğer bunu kendi başınıza yapamıyorsanız doktorunuzla konuşun.

İyileşme sürecinizin sizin kontrolünüz altında olduğunu hatırlayın. Hayatınızın bu döneminde iyi hissetmek için yapabileceğiniz pek çok şey bulunmaktadır. Aktif olarak şu anda bu bilgileri okuyor olmanız bile büyük sayılabilecek bir adımdır.

Aşağıda farklı yöntemler bulabilirsiniz:

- Hastalık Hakkında Bilgi Sahibi Olmak

- Uygulanan Tedaviden ve Kaydedilen Aşamalardan Tatmin Olmak

- Beslenme

- Alkol

- Terapi

- Aile ve Arkadaşlar

- Ruhsal yaşam

- Tıbbi Tedavi

Halk arasında sanılanın aksine, basit guatr ve haşimoto hastalığı ile birlikte meydana gelen tiroid bezi nodülleri her zaman kanser hücresine dönüşmez.

Hızla büyüyen, sertleşen, çevre dokulara yapışık hale gelen ağrılı nodüllerde kanama veya kanserleşme olasılığı daha fazladır. Birden fazla nodül mevcudiyetinde kanserleşme olasılığı azalır.

GEÇTİĞİMİZ günlerde çok üzücü bir olay yaşadık. Sevilen bir tiyatro sanatçısı ve dizi oyuncusu hanımefendi tiroid bezinde saptanan nodül nedeniyle ameliyata alınmış, ne yazık ki ameliyat sonrasında vefat etmişti. Bu ameliyatın gerekliliği ve uygun koşullarda yapılıp yapılmadığı bizim konumuz değil. Ama sık görülen bir sağlık sorunu olması nedeniyle tiroid nodüllerinin nasıl oluştuğunu ve nasıl tedavi edildiğini bilmekte yarar var. Özellikle kadınlarımızda basit guatr ve Haşimoto hastalığı ile birlikte tiroid bezi nodülleri çok sık görülmektedir.

Tiroid bezi salgıladığı iki önemli hormonla (T3 ve T4) çok önemli hormonal ve metabolik görevler üstlenir. Metabolizmanızın nasıl ve ne hızda çalışacağı en çok tiroid beziniz tarafından belirlenir. Eğer tiroid beziniz ihtiyacınız olan tiroid hormonlarını üretemezse beyninizdeki bir başka bezden salgılanan, Tiroid Bezini Uyaran Hormonun (TSH) sürekli uyarısına maruz kalır. TSH uyarısı tiroid bezinin bütün hücrelerini büyütebileceği gibi, bazı tiroid hücrelerinde daha hızlı bir büyüme ve çoğalmaya yol açabilir. Hızlı çoğalma ve aşırı büyüme bir süre sonra tiroid bezi içinde “nodül” adını verdiğimiz yeni oluşumlarla sonuçlanacaktır.

TİROİD NODÜLÜ

Nodüller, tiroid bezinin içine veya dış yüzeyine yerleşebilir. Bir veya birden fazla olabilir. Tiroid bezinin farklı noktalarında, farklı büyüklükte nodüller bulunabilir. Dikkatli bir hekim el ile muayenede bu nodülleri rahatlıkla belirler. Nodüllerin çok küçük olduğu durumlarda teşhis ultrasonografik tetkik esnasında tesadüfen konulabilmektedir.

Tiroid nodüllerini bekleyen pek çok değişim vardır. Eskiyen, yaşlanan nodüller zamanla içi sıvı dolu kistlere dönüşebilir, kist içinde kanamalar meydana gelebilir. Tiroid nodüllerini bekleyen en önemli tehlike kanser yönünde bir değişimdir. Özellikle gençlerde ve tek nodülü olanlarda bu şansızlığın olasılığı daha yüksektir. Hızla büyüyen, sertleşen, çevre dokulara yapışık hale gelen ağrılı nodüllerde kanama veya kanserleşme olasılığı daha fazladır. Birden fazla nodül mevcudiyetinde kanserleşme olasılığı azalır. Ama eğer bu nodüllerden biri diğerine nazaran daha hızlı büyüyüp, sertleşiyorsa, kanser olasılığı hatırlanmalıdır.

Tiroid nodüllerinin ne oranda kanserleştiklerine ilişkin rakamlar çelişkilidir. Araştırmalar bu olasılığın %4-20 arasında olduğunu gösteriyor. Kanserleşme olasılığı çocuklarda, gençlerde ve ileri yaşlarda daha fazladır. Tek olan, boyunda lenf bezi büyümesine yol açan, sintigrafik çizgi fonksiyonel incelemede hipoaktif -düşük aktiviteli- olduğu saptanan, ultrasonografik değerlendirmede damarsal yoğunluğu fazla olan nodüllerde kanser yönünden ileri tetkiklerin yapılmasında yarar vardır.

BİZDE SIK GÖRÜLÜYOR

Tiroid nodüllerini değerlendirirken hastaların yaşı, cinsiyeti, yaşadıkları coğrafi bölge, genetik mirasları, muayene bulguları ve laboratuar sonuçları birlikte değerlendirilir. Ultrasonografik inceleme mutlaka yapılmalı, gerekiyorsa nodülün fonksiyonel durumu sintigrafi ile araştırılmalıdır. Sintigrafik incelemede aktivitesi düşük, soğuk nodüllerin (hipoaktif nodül), yüksek aktiviteli, sıcak nodüllere (hiperaktif nodül) oranla kanserleşme olasılığı daha yüksektir. Kuşkulu durumlarda tiroid biyopsisi yapmak gerekir. Özellikle ultrason eşliğinde yapılan ve deneyimli bir sitopatalog tarafından incelenen biyopsilerde nodülün iyi huylu olup olmadığı veya hangi tür tiroid kanserinin söz konusu olduğu kolayca anlaşılır.

Ülkemiz gibi iyot noksanlığının yaygın olduğu toplumlarda, tiroid hormonu üretiminde zorlanan tiroid bezinde nodül oluşması sık görülmektedir. Tiroid nodülleri özellikle kadınların korkulu rüyasıdır. Hekimler için de tanı yanlışlığına düşme korkusunun en çok yaşandığı durumlardan biridir. Bir hekimin herhangi bir tiroid nodülüne biyopsi yapmadan iyi veya kötü huylu olduğuna karar vermesi oldukça güçtür. Bununla birlikte, her tiroid nodülü için biyopsi yapmak ya da tiroid nodülü olan herkesi biyopsi bile yapmadan ameliyathaneye yollamak gereksizdir. Kararı doktorunuz verecektir.

İŞİ UZMANA BIRAKIN

Tiroid nodüllerini değerlendirmek, tedaviyi planlamak uzmanlık isteyen bir iştir. Nodülleri bazen ilaç bile verilmeden sadece izlemek yeterli olabilir. Tiroid nodülü sorununuz varsa, gereksiz telaşa kapılmamanızı, korkmamanızı, sorunu uzman bir hekimle paylaşmanızı öneriyoruz. Biyopsi veya cerrahi girişim tavsiye edilmesi halinde, başka bir uzmandan “ikinci fikir” almanız da yararlı olabilir. Ameliyat ve ameliyat sonrası oluşabilecek sorunları doktorunuzla çekinmeden tartışmalısınız. Ameliyat sonrasında düzenli olarak doktor kontrolü gerekeceğini unutmamalısınız.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
Pts
5
May
23:54

Hastalık, sevdiklerinizden alabileceğiniz en kötü haberdir. Hele bir de içinde “kanser” sözcüğü geçiyorsa daha çok üzülmemek olanaksızdır.

Kansere yakalanan eş, dost, akraba haberleriyle eskisinden daha sık karşılaştığınızı düşünüyorsanız, haklısınız. Ülkemizde kanser olgularının arttığını düşündüren gözlemler var. Gelişmiş ülkelerin çoğu, çevre kirliliğini azaltıp sigara kullanımını önleyerek, yiyecek ve içeceklerin içeriklerini daha ciddi kontrol edip “erken tanı merkezleri” organize ederek kanserle savaşta önemli başarılar kazandı. Biz hálá bu sorunların olup olmadığını tartışıp duruyoruz. Bu yazı, kanser sorununa yeniden dikkati çekmek, düzenli sağlık taramalarının ne kadar önemli olduğunun altını çizmek, erken yakalandığında hangi kanser olursa olsun başarının şu veya bu şekilde mümkün olduğunu size yeniden hatırlatmak üzere yazıldı.

RİSKLERİ ÖĞRENİN Eğer alkol ve/veya sigara kullanan biriyseniz, hormon yerine koyma tedavisi amacıyla östrojen alıyorsanız, ailenizde bazı kanserlere (meme, prostat, kalın bağırsak) yakalananların sayısı çoksa, kansere karşı daha uyanık olmanız gerekiyor. Kanser riskini arttıran başka nedenler de var: Kilo fazlalığı, daha önce de başka bir kanser sorununu yaşamış olmak, kansere eğilimi olan bazı “prekanseröz” sorunları (kalın bağırsak polipi gibi) taşımak ve uzun süre güneşe maruz kalmak bunlardan ilk akla gelenler.

ERKEN BELİRTİLER Eğer vücudunuzun herhangi bir yerinde kapanmayan yaralar, uzun süre devam eden kanama veya akıntı gibi sorunlar, idrar boşaltma veya bağırsak alışkanlığınızda beklenmedik yeni ve kalıcı değişiklikler varsa ciddiye alın. Benlerde veya cilt lekelerinde oluşan ani büyüme ve renk değişiklerinin, durduk yerde ortaya çıkan yutma güçlüğü ve diğer hazım problemlerinin, böbrekler, bağırsaklar veya ağızdan gelen kanamaların da önemli işaretler olabileceğini unutmayın. Ses kalınlaşması, geçmeyen öksürük yakınması, meme veya vücudun başka bir yerinde oluşan yeni şişlikler ve kitleler de bir kanserin ilk belirtisi olabiliyor.

BESLENME ÇOK ÖNEMLİ Kansere yakalanmamak için doğru beslenmek gerekiyor. Kolay ama etkili bazı noktalar şunlar: Meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketmek daha doğru gibi görünüyor. Mümkünse organik yiyecekler kullanmanız öneriliyor. Hormonlarla, antibiyotik veya böcek ilaçlarıyla kirlenmiş yiyeceklerin hücrelerinize ne gibi zararlar yaptığı henüz çok iyi bilinmiyor. Radyoaktif kirlenme de ayrı bir sorun. Yiyip içtiklerimizin, böyle bir kirlenmeye maruz kalıp kalmadığını öğrenmek gerekiyor.

BESİNLERİN NİTELİĞİ Ayrıca besinleri hazırlarken yapılan bazı ciddi yanlışları yapmamanız tavsiye ediliyor: Kızartmaları azaltmanız, kızartma yağlarını tekrar tekrar kullanmamanız, su ile temas etmiş kızartma yağlarını döküp atmanız, besinleri yüksek ısıda ve uzun süre kızartmamanız tavsiye ediliyor. Mangal ve barbeküde yapılan et ve sebze ızgaralarının çok sık tüketilmemesi, özellikle kömürde yanmış et ve sebzelerin sık ve fazla yenmemesi belirtiliyor. Tütsülenmiş, tuzlanmış besinlerin azaltılması, küflenmiş bakliyat, tahıl ve kuru gıdaların kullanılmaması, fazla miktarda şeker-tuz-yağ kullanmaktan kaçınılması da etkili bir korunma yöntemi. Temiz bir çevrede yaşamak, temiz su içmek, temiz hava solumak da kanserden koruyor. Düzenli fiziksel aktivitenin, sigara ve alkol kullanmamanın da korunmada önemli etkisi var.

ERKEN TEŞHİS, KORUNMAK KADAR ÖNEMLİ

Kanserle savaşta erken teşhis en az korunmak kadar önemli. Belirli aralıklarla yapılan sağlık taramalarının erken teşhiste önemli olduğu biliniyor. “Meme kanseri”ni erken yakalamada elle yapılan meme muayenelerin, belirli aralıklarla tekrarlanan mamografilerin büyük yararı var. “Sindirim sistemi kanserleri”nin erken teşhisinde “endoskopik incelemeler” öncelik kazanıyor. Özellikle kalın bağırsak kanserlerinin erken teşhisinde “kolonoskopik inceleme”ye önem veriliyor. Orta yaşlı kadınların “cinsel organ kanserleri”nden korunmasında “PAP SMEAR” testinin altı çiziliyor. Düzenli jinekolojik muayeneler ve ultrasonografi gibi görüntüleme araçları erken teşhisi kolaylaştırıyor. “Prostat kanseri”nin erken teşhisinde parmakla yapılan muayeneleri ihmal etmemek, belirli aralıklarla PSA seviyelerini gözden geçirmek gerekiyor. “Akciğer kanseri”nin erken teşhisinde akciğerin radyolojik incelemesi önemini koruyor. Kuşkulu durumlarda bilgisayarlı tomografiden veya MRİ’den yararlanılması öneriliyor. Kanserin erken teşhisinde tarama yöntemi olarak kullanılan kan analizlerinden de istifade etmek mümkün. Kalın bağırsak kanseri için CEA, karaciğer kanseri için AFP, pankreas kanseri için CA19-9, genital organ kanseri için CA125 gibi tümör işaretleri kullanılıyor. Tabii ki hastanın hikayesi, genetik ve kişisel riskleri, muayene bulguları en az yukarıdaki testler kadar önemli. Bütün bu incelemelere rağmen gözden kaçanlar var. Bazen genel tarama amacıyla yapılan ileri teknolojik tetkikler (FAST CT, MRİ, PET gibi) esnasında tesadüfen yakalanan kanser olgularını da tesadüf edilebiliyor.

Değerli okurlar, kanserden korunmak, kanseri tedavi etmekten çok daha kolaydır. Hangi yaşta olursanız olun, yaşam tarzınızda yapacağınız küçük değişimlerin bile size büyük kazanımlar sağlayacağından kuşku duymayın. Erken teşhisin kanser tedavisinde başarı şansını arttırdığını sakın unutmayın. Yukarıda belirttiğimiz “kanserden koruyan yaşam tarzı değişimleri”ni daha iyi kavrayabilmek ve bir alışkanlık şeklinde sürdürebilmek için bu yazıyı lütfen kesip saklayın. Hastalıksız bir yaşam mümkün değil ama hastalanmamak veya hastalıkları erken yakalamak mümkün

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

Pts
5
May
23:54

Prostat kanseri günümüzde erkek toplumunu etkileyen önemli sağlık sorunlarından birini oluşturuyor.

Bu hastalık erkeklerde görülen ve kansere bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 9’unun nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde erkeklerde en sık prostat kanseri gelişiyor.

Yaklaşık her 10 erkekten biri, yaşamının herhangi bir döneminde bu kanser türüne yakalanıyor. Prostat kanserinin tanısı erken dönemde konulabildiği takdirde, hastalığın tamamen tedavi edilebilme şansı doğuyor. Bunun aksine erken tanı konulamadığı ve uygun tedavi yapılamadığı takdirde prostat kanseri ölüme yol açıyor.

Maalesef birçok hastada prostat kanseri genellikle ileri bir dönemde yakalanıyor. Çünkü erken dönem prostat kanseri hiçbir belirti vermeden sinsi sinsi gelişebiliyor ve tanısı genellikle rutin kontroller sırasında yapılan tetkiklerle konulabiliyor. Ancak, erkeklerin çoğu herhangi bir yakınması olmadığı için kontrol amacıyla doktora başvurmuyor.

Oysa, günümüzde parmakla rektal muayene ve serum prostat spesifik antijenin (PSA) birlikte kullanımıyla birçok erkekte prostat kanseri erken dönemde saptanabiliyor.

Dolayısıyla sağlıklı, 10 yıldan fazla yaşam beklentisi olan her erkeğin 50 yaşından itibaren yılda bir kez prostat muayenesinden geçmesi ve serum PSA düzeyini kontrol ettirmesi erken tanı için büyük önem taşıyor.

Prostat kanseri, daha önce de belirtildiği gibi, erken dönemde, yani tümörün küçük, tedavi edilebilir olduğu dönemde genellikle herhangi bir belirti vermiyor.

Zamanla kanserli dokunun büyümesi ve prostat içerisinden geçen idrar kanalına basınç oluşturması sonucu idrar yapmayla ilgili problemlere yol açabiliyor.

Genel olarak bu geç dönemde ortaya çıkan şikayetler ise şunlar; özellikle geceleri idrar sıklığında artış, idrar akımında zayıflama, idrar yapamama hali, kesik kesik idrar yapma, idrar yaparken ağrı ve/veya yanma hissi, idrarda kan görülmesi.

Hastalığın prostat dışında kemiklere de yayılmış olması durumunda, kemik ağrıları, özellikle de sırt bölgesinde, kalça, bacaklar ve kaburgalarda ortaya çıkabiliyor.